7 Ekim 2015 Çarşamba

Hz. Peygamberin Hayatı

Peygamberlere İmân Etmek

Allah tarafından gönderilen Peygamber'in gösterdiği, doğru ve gerçek yolun anlaşılmasından sonra, bütün insanların peygamberlere iman etmeleri, itaat etmeleri ve uymaları gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Bu nedenle, peygamberi bırakıp kendi yolunu kendi çizmeye çalışan biri mutlaka yanlış bir tutum içindedir.


Bu hususta İnsanlar garip yanlışlıklar yaparlar. Bazıları peygamberlerin varoluşuna inanırlar, ama onlara ne iman eder, ne de itaat ederler. Bu gibi İnsanlar sadece kâfir değil aynı zamanda aptaldırlar. Düşünün bir kere, insanın bile bile yalan yanlış şeylere umudunu bağlamasından daha büyük aptallık olur mu? Bazıları diyor ki "peygamberlere itaat etmemize gerek yoktur, biz kendi kendimize doğru yolu buluruz." Bu da büyük bir yanlışlıktır. Matematik okumuş olan biri pekâla bilir ki bir noktadan başka bir noktaya düz çizgi sadece bir tane çizilebilir. Bu çizginin dışındakiler ya eğri olur ya da eksik. Hak yolu da tıpkı bunun gibidir. İslâm dininde buna "Sırat-ı Müstakim" yani doğru yol denir. Bu yol insandan başlayarak Allah'a kadar gider. Aynen matematik kuralı gibi,bu, tek bir yoldur ve bunun dışındakilerin hepsi yanlıştır. Şimdi, doğru yolun peygamber tarafından gösterildiğine inandınızsa teslim etmelisiniz ki kendi yolunu kendi bulmaya çalışan bir kişi için iki ihtimal vardır. Ya Allah'a gidecek yolu hiç bulamayacaktır, ya da bulsa bile bu, doğru yol, veya matematik diliyle, düz çizgi olmayacaktır. Dolambaçlı ve uzun bir yol olacaktır. Birinci durumda söz konusu kişinin felâkete uğraması işten değildir. İkinci duruma gelince, bu da onun akılsızlığını apaçık ortaya koymaktadır. Akılları kıt olan hayvanlar bile bir yerden bir yere gitmek için en kısa yolu tercih ederler. Ama şu insana bakın ki Allah'ın iyi bir kulu ona doğru yolu, kısa bir yolu göstermektedir, fakat o "senin yolunu takip etmem; kendi doğru bildiğim yoldan uzak ve dolambaçlı olsa da giderim" demekte ısrar etmektedir. 

Bu basit örnek herkesin anlayabilmesi için verilmiştir. Fakat meseleyi daha derinliğine inceleyecek olursak anlarız ki peygambere inan etmekten çekinen bir şahıs Allah'a giden hiçbir yol bulamaz, ne düz ne eğri. Şöyle ki, doğru ve dürüst bir insanın sözüne inanmayan birinin aklından şüphe etmek gerekir. Belki geri zekâlıdır, belki de kibirlidir. Ya iyilik ve doğruluktan bir şey anlamıyor, ya da atalarının kötü geleneklerine körü körüne bağlı kalmak istiyor. Böyle bir kişinin nefsine düşkün biri olma ihtimali de vardır. Belki de günâhlarından haz alıyor, zevk ve safa âleminden vazgeçmek istemiyor ve bu sebeple peygamberin söylediklerini inkâr ediyor. Böyle bir durumda olan kişinin Allah'ın yolunu bulması düşünülemez ve eğer bu sebepler yoksa, doğru, sözlerinde ve fiillerinde dürüst olan bir kişinin gerçek bir peygambere iman etmemesi için hiçbir geçerli neden yoktur. Sözün kısası, peygamber Allah tarafından gönderildiğine göre, O'na itaat etmek Allah'ın emrine itaat etmektir. Bu bakımdan peygambere iman etmeyen, Allah'a itaatsizlik etmiş olur. Bilindiği gibi, hangi devlette yaşarsak yaşayalım, o devletin tebaası ve vatandaşı olarak bütün mülki âmir ve idarecilere itaat etmek zorundayız. Vâli ve diğer idarecilere başkaldırmak bizzat devlete karşı isyan bayrağını çekmek anlamına gelir. Bir devleti tanıyacaksınız, ama o devletin temsilcisine sırt çevireceksiniz, olmaz böyle şey. 

Benzetmek gerekirse, Allahu Teâlâ ile peygamberin durumu da aynıdır. Allah bütün insanların gerçek hükümdarıdır. Allah'ın insanların hidayeti, ıslâhı ve kurtuluşu için dünyaya elçi olarak gönderdiği peygamberlere imân, sadakat ve hürmet şarttır. Yüce Allah insanlara böyle buyurmuştur. Bu buyruğa karşı gelen, ister Allah'a inansın, ister inanmasın, kâfirdir.

Hiç yorum yok: