13 Mayıs 2015 Çarşamba

Hz. Peygamberin Hayatı

Peygamberimize Gelen Çeşitli Vahiyler

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Hiçbir beşer (insan) Allah ile yüz yüze konuşacak kadar (yüksek) mevkide değildir. O'nunla konuşma ya vahiy (işaret)
ile olur ya perdenin arkasından veya O bir habercisini (melek) gönderir. O (melek) O'nun (Allah'ın) emriyle istediği gibi vahiy getirir. O yüce ve hakimdir. (Şûra; 51)


Gerek Kur'an-ı Kerim, gerekse Hadis-i Şeriften Rasûlullah’a aşağıdaki üç şekilde vahiy geldiği anlaşılır:



1) Hadis'e göre, Hazreti Ayşe (r.a.) Peygamber Efendimiz'e vahiylerin ilk önce tabirleri doğru olan rüyalar şeklinde gelmeye başladığını rivayet eder. (Buhârî ve Müslim). Bu yöntem daha sonra da devam etti. Nitekim, hadislerde Rasûlullah'ın pek çok rüyalarından bahsedilir. Bu rüyalarda kendisine bazı emir ve talimat verilirdi. Bazı konuda kendisine bilgi de verilirdi. Buna ilâveten, Kur'ân-ı Kerim'de de bir yerde Peygamberimizin bir rüya gördüğü beyan edilir. (Feth; 27).Ayrıca, çeşitli hadislerde, Peygamberimiz'in şöyle ifadeleri vardır: "Falanca mesele içime doğdu, falanca iş bana anlatıldı, bana emredildi veya ben bundan menedildim vs."Bütün bunların vahyin ilk kısmına ait olduğu söylenebilir. Hadis-i
Şeriflerin çoğu bu minval üzerindedir.

2) Mi'râc sırasında Peygamber Efendimiz (a.s.) vahyin ikinci çeşidiyle şereflendirildi. Çeşitli hadislerde belirtildiği gibi mi'râc sırasında Resûlullah'a beş vakit namaz kılınması emredilmiş ve bu hususta bazı maruzatı olmuştu. 


Bunlardan ayrıca, Allahu Teâlâ ile Hz. Muhammed (a.s.) arasında, tıpkı Allah ile Hz. Musa (a.s.) arasında geçen Tûr dağındakine benzer bir konuşma olduğu da anlaşılır.

3) Vahyin üçüncü çeşidi, bizzat Kur'ân-ı Kerim'in teyid ettiği gibi Cebrail (a.s.) vasıtasıyla gönderilen emir ve mesajlardı. Bu hususta özellikle Bakara; 97 ve Şûra; 192-195 âyetlerine dikkat edilmelidir.

Peygamberimiz (a.s.)'e vahiy çeşitli şekil ve şartlarda gelirdi. Bunun ayrıntılarını Allâme İbn Kayyım "Zâd'ül-Me'ad" adlı eserinde vermiştir:


1) Doğru olan rüyalar: Hz. Muhammed'e gelen vahyin ilk çeşidiydi. Gördüğü her rüya, çıplak gözleriyle gördüğü olaylar gibiydi.


2) Melek, Peygamber Efendimiz'in kalbine bir mesaj iletirdi ve olaylar görülmemesine rağmen içine doğmuş olurdu. 


Meselâ bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber şöyle buyuruyorlar:
"Rûh'ül-Kuds (Cibril), hiçbir canlının payına düşen rızkını almadan ölmeyeceği gerçeğini kalbime iletmiştir. Onun için, Allah'tan korkarak iş yapınız ve rızk talep etmenin iyi yollarını biliniz. Sonra rızkın gelmesinde bir gecikme olduğu takdirde,
Allah'a itaatsizlik etmeyiniz. Çünkü Allah'da ne varsa (yani onun mükâfatı) hepsi O'na itaat etmekle elde edilebilir."


3) Melek, Hz. Peygamber (a.s.)in yanına bir insan kılığında gelir ve söylediklerini tam olarak kavrayıncaya kadar kendisiyle sohbet ederdi. Bu vak'a muhtelif yerde ve zamanlarda tekrarlandığı için sahabeler de bunu görmüşlerdi.


4) Vahiyden önce Hazreti Peygamber'in kulağına bir ses gelir ve daha sonra melek kendisiyle konuşmaya başlardı. Bu vahyin en şiddetlisi olup Rasûlullah'ı kış mevsiminde bile ter içinde bırakırdı. Bu vaziyet yolculuk sırasında zuhur ettiği
zaman, Rasûlullah'ın bindiği deve müthiş ve âni gelen ağırlıktan çöküverirdi. Bir defasında bu vahiy Hz. Peygamber'in (a.s.) Hz. Zeyd bin Sabit (r.a.)'in dizine başını 
koyup uzandığı sırada geldi. Ağırlık öylesine korkunçtu ki Zeyd bin Sabit'in ayağı kırılacak gibi oldu.

5) Hz. Peygamber (a.s.) meleği Allah'ın yarattığı şekliyle görürdü. Melek bu durumda, Allah'tan gelen emri kendisine iletirdi. Kur'an-ı Kerim'in Necm sûresinde belirtildiği gibi bu tip vahiy yalnızca iki kez gerçekleşti.

6) Allahu Teâlâ, Hz. Peygamber'e doğrudan vahiy verirdi. Örneğin, Hz. Peygamber'in mi'râc sırasında göklerde bulunduğu ve namazların farz kılınması ve diğer konuların iletildiği konuşmanın geçtiği zaman, işte böyle bir vahiy gerçekleşmişti.


7) Allahu Teâlâ'nın, arada melek olmadan Hz. Peygamber (a.s.) ile görüşmesi. Benzer bir görüşme Allah ve Hz. Musa arasında da yapılmıştı. Hz. Musa'ya tanınan bu şeref Kur'ân-ı Kerim'le sabittir. Hazreti Peygamber'e gelince, bunun mi'râc sırasında gerçekleştiği hadiste beyan edilmiştir. Bunların dışında bazı ulemâ ve fakihler, vahyin sekizinci bir şeklini de açıklamışlardır. Örneğin, Allahu Teâlâ'nın aradaki perdeyi tamamıyla kaldırarak Peygamber Efendimiz (a.s.) ile görüşmesi. Buna özellikle Hz. Peygamber'in çıplak gözüyle Allah'ı gördüğü ve O'nunla konuştuğunu ileri sürenler inanırlar. Fakat bu konuda ulemâ ve fakihler arasında ciddi ihtilâflar vardır. (Zâd ul-Meâd, c. I, s. 24-25).


Suyûti, "İtkân" isimli kitabının birinci cildinde bütün bir bölümü bu konuya ayırmıştır. Suyûtî özel olarak şöyle der: Hz. Peygamber kırk yaşında Nebi olunca ilk üç sene talim ve terbiyesini İsrafil (a.s.) yaptı. Fakat O'nun vasıtasıyla kendisine Kur'ân-ı Kerim'in herhangi bir bölümü inmedi. Daha sonra Cibril (a.s.) kendisine vahiy getirmekle vazifelendirildi. Tam yirmi yıl vahiy getirdi. Vahy'in çeşitli şekilleri şunlardı:


a) Önce Peygamber Efendimiz'in kulaklarına zil sesi gelir, daha sonra Hz. Cibril'in sesi duyulurdu. Bunun yararlı yanı şu idi: Hz. Peygamber, bütün dikkatini meleğin sesini duymak için toplardı. Hz. Peygamber'in mübarek ifadesine bakılırsa, vahiylerin en şiddetlisi buydu.


b) Peygamber Efendimiz'in zihnine ve kalbine bir haber ilkâ edilirdi. Bunu Hz. Peygamber de ifade etmiştir.


c) Melek (Cibril) insan kılığına bürünerek Hz. Muhammed (a.s.) ile sohbete başlardı. Hz. Peygamber'in ifadesine göre bu, vahiylerin en hafifiydi.


d) Melek rüyada Hz. Peygamber ile konuşurdu.


e) İster uyku içinde ister uyku dışında olsun, Allah Peygamber Efendimiz (a.s.) ile doğrudan konuşurdu. (el-İt'kân,C.I,s.44-45).

Hiç yorum yok: