29 Mayıs 2015 Cuma

Hz. Peygamberin Hayatı

Güzel Ahlâk

Üstelik, bütün bunları zulüm, cebir, hile ve aldatmaca ile yapmadı. Aksine bu muazzam değişiklik ve gıpta edilecek devrimi, herkesi kendine hayran bırakan güzel ahlâkı, kalbleri fetheden efendiliği, kibarlığı ve zihinleri etkileyen vaaz ve telkinleriyle yaptı. Güzel ve üstün ahlâkıyla düşmanlarını dost yaptı, merhamet ve şefkatle gönüllere taht kurdu, adalet ve dostlukla hükümet işlerini yürüttü, hakkaniyet ve doğruluktan bir milimetre bile ayrılmadı. Savaşla da kaba
kuvvete ve vahşete başvurmadı, kimseye hile yapmadı, sözünden caymadı. Ezeli düşmanlarından bile intikam almadı. Kanını emmek isteyen, O'nu taşlayan, O'nu sürgüne gönderen, O'nun aleyhinde bütün Arabistan'ı ayaklandıran, hatta cinnet getirip amcasının ciğerini çiğneyenleri bile affetti, şahsi kin veya garaz için kimseden intikam almadı. 

Bütün bunların yanı sıra, tüm ülkenin tek hâkimi olmasına rağmen, fakir bir hayat sürecek kadar fedakâr bir insandı. Bütün ülkenin hükümdarı ve şöhreti ile nüfuzu yurtdışına da taşmış olmasına rağmen sadeliğini terk etmedi. Her türlü servet ve zenginlikten yararlanma imkânı bulunmasına rağmen, yaşantısında bir değişiklik olmadı. Hasır üzerinde yalar, olağan elbiselerle vücudunu sarar, fakir
yemeği yer, bazen günlerce ağzına bir tek lokma girmezdi. Geceleri kalkıp namaz kılar, dua ederdi. Bazen bütün gece ümmeti için dua ederdi. Fakir fukaraya yardım eder, bir işçi gibi onların hizmetine koşardı. Ömrünün sonuna kadar mağrur insanların, despot ve padişahların gurur ve gösterisine kapılmadı.

Alelâde bir insan gibi herkesle görüşür, dertleşirdi. Ümmet arasına karışıp onlarla öyle mütevazi bir şekilde konuşurdu ki, bir toplantıda milletin önderi, halkın sevgilisi, ülkenin hükümdarının da bulunduğu fark edilemezdi. Maddi
ve manevî rütbesi bu kadar büyük olan bir kişi sokaktaki adamıyla aynı seviyede ve aynı kılıkla buluşur, konuşurdu. Kendisine ait olan her şeyi ve hakkı olan bütün mirasını ümmetine bıraktı. Öz evlâtlarının hakkını ümmetinin haklarından üstün kılmadı, kendilerine herhangi bir imtiyaz veya üstünlük tanınmasına şiddetle karşı çıktı. Öyle ki, çoluk çocuklarını ve diğer aile üyelerini zekât alma hakkından mahrum bıraktı. Sırf taraflar ve dindaşlarının ilerde, çocuklarına ve aile fertlerine zekâtların tümünü vermeye başlayabilecekleri korkusuyla!

Hiç yorum yok: