14 Ağustos 2015 Cuma

Hz. Peygamberin Hayatı

Nübüvvet'ten Önceki Yaşantısı da Bir Delildir

"Bir kerre, bütün ömrümü aranızda geçirmişimdir." (Yunus; 16)

Bu ayette dile getirilen gerçek, Kur'an-ı Kerim'in Hazreti Peygamber'in zihninin bir ürünü olduğu hâşâ Allah'ın kelâmı olmayıp kendisinin uydurduğu bir kitap olduğu yolunda Kureyş'li müşrik ve kâfirlerin yaptıkları iddiaları yalanlayacak
niteliktedir. Burada, müşriklerden, diğer delilleri bir yana bırakıp bu daha yakın, gözle görülür gerçeğe bakmaları isteniyor. Hz. Muhammed (a.s.) ömrünün kırk yılını onlar arasında geçirmişti. Aynı şehirde doğmuş, gözlerinin önünde büyümüştü. Erginlik, derken orta yaşma kadar onlar arasında oturmuş, yemiş, içmiş, alış veriş yapmış, evlenmiş, kısaca, her türlü içtimai faaliyette bulunmuştu. Hayatının hiçbir yanı onlardan saklı değildi. O'nun şahsiyeti açık bir kitap gibi önlerinde duruyordu. Kişiliği, davranışı ve tulumu başlı başına birer delildiler. Hazreti Peygamber'in hayatının şu iki önemli yanı hemen hemen bütün Mekke'liler tarafından biliniyordu.

Nübüvvet'inden önceki kırk senelik süre içinde peygamber olduğunu söylemeye başladıktan sonra birden bire dilinden dökülmeye başlayan ilim, irfan ve hikmet dolu sözlerin herhangi bir dünyevi merci ve kaynağı hiçbir yerde görülmemiş duyulmamıştı. Kimse onun ilmi, siyasi ve içtimai konularla ilgilendiğini görmemişti. Bu âni değişikliğin, kişiliğindeki güç ve yetenekten değil dışardan, olağanüstü ve insan üstü bir kaynaktan meydana geldiği apaçık ortadaydı.

Bundan dolayıdır ki, Kur'an-ı Kerim'in, Hz. Muhammed (a.s.)in hayalinin ürünü olduğu saçmalığına kimsenin inanamayacağını sezen Mekke'nin kurnaz ve kötü niyetli insanları, bütün bunları başka birinin Hz. Muhammed (a.s.)'e
öğrettiğini söylemeye başladılar. Ne var ki, bu ikinci iddia da birincisi kadar saçma ve asılsızdı. Zira Mekke şöyle dursun, bütün Arabistan'da Kur'an-ı Kerim gibi ilâhî bir kitabın yazarı olacak seviyede bir bilgin veya ilim adamı yoktu. Sonra, bu seviyedeki bir dâhi geçekten varolsaydı, Mekkeliler ve Arap'lar kendisinden haberdâr olmayacaklar mıydı?

Hz. Muhammed (a.s.)in, Nübüvvet'inden önceki yaşantısının ikinci yanı daha da ilginçtir. Kendisiyle yakından, uzaktan ilgilenmiş olan herkes temiz karakteri ve efendi kişiliğine hayrandı. Yalancılık, hilekârlık, dolandırıcılık ve buna benzer illetler O'nun yanından bile geçmemişti. Çevresi ve ülkesinin hiçbir ferdi bu kötülüklerin hiçbir örneğini O’nda görmemişti. Onlar, Hz. Peygamber'i son derece namuslu, dürüst, sözüne güvenilir, lekesiz, doğru ve hemen hemen kusursuz biri olarak bilirlerdi. Hz. Muhammed (a.s.)in nübüvvetinden beş yıl önce Kâ'be'nin yapımı sırasında Hacer-i Esved ile ilgili meşhur olay meydana gelmişti. Bilindiği gibi, Kâbe'de Hacer-i Esved olarak bilinen siyah taşın
yerleştirilmesi konusunda Kureyş'in muhtelif kabile ve aileleri arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Aileler meseleyi aralarında halledemeyince şöyle bir karara varmışlardı. Yarın sabah Harem (Kâ'be)e adım alacak ilk kişi hakem olacaktır, o ne derse kabul edeceğiz. Ertesi sabah Kâ'be'ye adım atan ilk kişi Hz. Muhammed (a.s.)den başka birisi değildi. Kendisini görür görmez herkes birden haykırıverdi: "İşte emin (emanetçi, dürüst, güvenilir) burada, bu Muhammed'dir, biz bunun
hakemliğine razıyız". Aynı şekilde, Allahu Teâlâ, Hz.Muhammed(a.s.)'i Nebi yapmadan önce Kureyş kabilesinin büyük bir toplantısında kendisinin "emin" olduğunu belgeletmişti. Şimdi, ömründe hiç yalan söylememiş, kimseyi
kandırmamış, kimseyi dolandırmamış olan bir kişinin kalkıp böylesine büyük bir yalan söyleyeceğine böylesine korkunç bir hile yapabileceğine inanabilir misiniz?

Gelecek Konu Nübüvvet'ten Önceki Yaşantısı da Bir Delildir 2

Hiç yorum yok: