15 Ağustos 2015 Cumartesi

Hz. Peygamberin Hayatı

Nübüvvet'ten Önceki Yaşantısı da Bir Delildir 2

Böyle bir insanın, kafasında oluşturduğu fikirler ve plânların, Allah'ın sözleri ve
emirleri olduğunu söyleyebileceğini kabul edebilir misiniz? "Ve işte bu şekilde, (Ey Muhammed) Biz kendi emrimizle, bir ruhu sana vahiy ile gönderdik. Öyle ki, sen Kitabın ve imanın ne olduğunu bilmiyordun" (Şûra; 52)

Nübüvvet mertebesine yükseltilmeden evvel Peygamber, kendisine bir kitap geleceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Hatta, diyebilir ki, ilâhi kitaplar ve muhtevaları hakkında da herhangi bir bilgisi yoklu. Aynı şekilde belki de
tek tanrıya inanıyordu, ama bunun yanı sıra melekler, peygamberlik, ilâhi kitaplar, kıyamet, mahşer, âhiret, cennet ve cehennem hakkında bildiği bir şey yoktu. Bu hususlar Mekke kâfirlerinden saklı değildi. Mekke'nin hiçbir vatandaşı,
Peygamber'lik vazifesini üstlenmeden önce Hz. Muhammed (a.s.)'in ağzından kutsal kitaplar veya falan filan şeylere inanmak icap ediyor gibi bir söz dinlememişti. Belli ki, ilerde nebi ve peygamber olacağını tasarlamış olan bir kişi bu hususta gereken hazırlıkları yapacaktı. Fakat bu büyük insana bakın ki, kırk yaşına kadar din ve inançlarla ilgili ağzından bir tek lâf çıkmamış, ama kırkından sonra aynı konularda herkesi şaşkına çeviren, büyüleyen ve herkesi cezbeden vaaz ve konuşmalar yapmaya başlamıştı.

"Sen, kendine bir kitabın ineceğini hiç beklemiyordun. Bu sadece Rabbinin lutfuyla (sana inmiştir). Onun için kâfirlerin yardımcısı olmayın". (Kasas; 86)

Yukarıdaki âyette görüldüğü gibi, Allah'ın kitabından habersiz olması, Hz. Muhammed (a.s.)'in peygamberliğine bir delil olarak ortaya konmuştur. Bilindiği gibi, Hz. Musa (a.s.) da kendisinin nebi olacağı ve büyük bir vazife alacağından
tamamıyla habersizdi. Devrinin en büyük hükümdarına meydan okuyacağı, onu mahvedeceği aklının ucundan bile geçmemişti. Günlerden birinde, yoldan geçerken aniden Allah'ın huzuruna çağırılmış bir anda nebilik görevi kendisine
verilmiş geçmişiyle hiç ilgisi olmayan muazzam bir göreve atanmıştı. Tıpkı bunun gibi, Hz. Muhammed (a.s.) da peygamberlik mevkiine yükseliverdi. Mekke'liler, Hz.Muhammed (a.s.)'in Hira mağarasından peygamberlik vazifesiyle dışarı çıktığı günden önceki bir gün ne yapmış olduğunu çok iyi biliyorlardı. Yaşantısının nasıl olduğu, nelerle iştigal ettiği, meraklarının ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. 

Konuşma konuları, zevkleri, üzüntü ve sevinçleri ve faaliyetlerini pekâla takip ediyorlardı. Kendisinin doğruluk, dürüstlük, namusluluk ve güzel ahlâkın timsali olduğu, munis, mütevazi, kibar, doğru sözlü ve yardımsever kişiliğe sahip bulunduğuna kâniydiler. Ama Mekke'lilerden hiçbiri çıkıp diyemezdi ki, bu iyi ve dürüst insan yarın peygamberlik iddiasında bulunacaktır. Hz. Muhammed (a.s.)'a en yakın olan, O'nunla her zaman temasta olan akraba, yakınları ve arkadaşlarından hiçbiri kendisinin peygamberliğe soyunmakta olduğunu iddia edemezdi. Hz. Muhammed (a.s.)'in daha önce vaaz söylediği, bir harekelin başına geçtiği, bir dava uğruna insanlara çağrıda bulunduğu vaki olmamıştı. Peygamberliğe getirilmesinden önce mütevazı bir hayatı vardı. Ekmeğini
kazanıyor, çoluk çocuklarını geçindirmeye çalışıyordu. Böyle bir kişinin dünyayı sarsan evrensel bir mesajla yakınları, vatandaşları, milleti ve hatta bütün dünyanın karşısına çıkması ne ile izah edilebilir? Bu öyle bir değişiklik ve
devrimdir ki, insan tabiatı ve toplum psikolojisi açısından buna büyük bir hazırlık ve karakter terbiyesi bile kâfi gelmez.
Ama bir an için böyle bir hazırlığın sayesinde bu kadar büyük işler başarılacağını varsayalım ve bakalım Hz. Peygamber böyle bir çaba ve hazırlık yapmış mıdır? Bilindiği üzere bu çaptaki bir değişiklik ve devrim için, bir insanın büyük bir ön
hazırlık içinde olması gerekiyor, daha sonra da bin bir kuyudan su getirmesi, gecelerini gündüzlerine kalarak çalışması gerekiyor. Eğer Hz. Muhammed (a.s.)'in hayali bu gibi bir hazırlığın tarihi safhalarından geçmiş olsaydı, gece
gündüz aralarında yaşamış olduğu insanlardan gizli kalmayacaktı. Şayet kendisi belirli bir plân ve sistem içinde böyle bir çabaya ve hazırlığa girişmiş olsaydı, bugün bunun binlerce şahidi bulunabilirdi. Çevresindeki İnsanlar diyeceklerdi ki,
"bakın biz demiyor muyduk, bu adamın bütün çaba ve hazırlıkları bir gün kendi peygamberliğini ilân etmek içindi?"

Gelecek Konu : Nübüvvet'ten Önceki Yaşantısı da Bir Delildir 3

Hiç yorum yok: