17 Eylül 2015 Perşembe

Hz. Peygamberin Hayatı

Üç Şüphe'nin Giderilmesi

Bu açık ve kesin işaret ve haberlerde sadece üç şey ilk bakışta şüpheli erde ve Barnabas İncili'nin başka bölümlerinde Hz. Îsa'nın, kendisinin Mesih olmadığını ısrarla belirtmesidir. İkincisi, sadece yukarıdaki alıntılarda değil, İncil'in diğer birçok yerlerinde de Rasûlullah (a.s.)'ın asıl Arapça ismi olan "Muhammed" açıkça zikredilmiştir.

Peygamberlerin gelecekten haber verirken kesin ifadelerden kaçındıkları, özellikle şahıs isimlerini vermedikleri müşahede edilmiştir. Üçüncü nokta yukarıdaki ibarelerde Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)'dan "Mesih" olarak bahsedilmesidir.

Birinci şüphe için şunu söyleyebiliriz ki, sadece Barnabas İncili'nde değil, Lucas (Luka) İncili'nde de Hz. Îsa (a.s.)'nın kendi havari ve şakirtlerine kendisine "Mesih" dememelerini emrettiğine dair kayıtlar vardır. Lucas İncili'nin sözleri şunlardır: "O onlara sordu, siz bana ne diye hitap edersiniz? Peter cevap verdi: 'Allah'ın Mesihi'. Bunun üzerine onları tenbih etli, 'bunu kimseye söylemeyin' (Bölüm: 9; 20-21). 

Bu yasaklamanın sebebi, öyle sanıyoruz ki, Hz. Îsa'nın kendi isminin beklenen Mesih ile karıştırılmasını istememesiydi. Bilindiği gibi, İsrail Oğulları öteden beri
Mesih'in gelmesini bekliyorlardı. Onlara göre Mesih kılıcıyla bütün Hak düşmanlarını mağlup edecekti. İşte bunun üzerine Hz. Îsa (a.s.) bekledikleri Mesih'in kendisi olmadığını ve O'nun kendisinden sonra geleceğini açıklamak zorunda kaldı.

İkinci şüpheye gelince, halen dünyada varolan Barnabas İncil’inin Latince tercümesinde Resûl-i Ekrem'in adı gerçekten "Muhammed" olarak geçmektedir. Fakat kimse bu kitabın hangi dillerden tercüme üstüne tercüme edilerek Latinceye kadar geldiğini bilmiyor. Barnabas İncil’inin aslının Süryanice
olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, daha evvel de işaret ettiğimiz gibi, Hz. Îsa ile havarilerinin dili buydu. Kitabın aslı bulunsaydı, onda Hz. Muhammed (a.s.)'in adının nasıl yazıldığını görmemiz mümkün olacaktı. Bize göre, daha önce İbn İshak'ın Yuhanna İncil’inin tercümesinden bahsederken belirttiğimiz gibi, Hz. Îsa aslında muhtemelen "Munhamanna " sözcüğünü kullanmıştır. Daha sonra bu
sözcük muhtelif tercümelerde muhtelif şekilde ifade edilmiş olabilir. Daha sonra, müjdelenen peygamberin isminin hemen hemen "Muhammed" manasına geldiğini gören bir mütercim bu ismi yazmış olabilir. Bu sebeple, sadece "Muhammed" isminin açık seçik şekilde yazıldığını görerek, bütün Barnabas
İncili'nin bir müslüman tarafından kaleme alındığını iddia etmek yanlış olur.

Üçüncü noktaya gelince, "Mesih" aslında bir İsrail terimidir. Bu terim, Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Îsa (a.s.)'nın Mesih olduğunu inkâr eden Yahudileri ikna etmek üzere kullanılmıştır. Yoksa, bu ne Kur'an-ı Kerim'in terimidir ne de
bu terim Kur'an'da İsrail Oğullarının kastettiği anlamda kullanılmıştır. Bu bakımdan, Rasûl-ü Ekrem (a.s.) hakkında, Hz. Mesih (a.s.) "Mesih" kelimesini kullanmış ve Kur'ân-ı Kerim'de bu kelime kullanılmamışsa, bundan Barnabas İncili'nde, Kur'ân'da olmayan bir şeyin Hz. Peygamber'e atfedildiği anlamı çıkmaz. Aslında Beni İsrail'de şöyle bir gelenek vardı. Bir şahıs veya eşya kutsal bir amaç için tahsis edildiği zaman o eşya üstüne ya da şahsın başına mukaddes yağ sürülerek takdis edilmiş olurdu. İbranice'de yağ sürme hareketine "mesh" ve başına yağ sürülene de "mesih" denilirdi. Tapınak ve ibadet yerlerinde bulunan çanak çömlek, tabak, bardak ve sürahiler aynı şekilde "mesh" edilerek ibadete tahsis edilirdi.

Kâhin ve rahipler de rahiplik mevkiine getirildiği zaman "mesh" (takdis) edilirlerdi. Aynı şekilde hükümdar ve peygamberler de taç giyerken veya peygamberlik mevkiine yükselirken takdis edilirlerdi. Yani İncil açısından, İsrail
oğullarının tarihinde sayısız "mesh" olayı ve "Mesih" vuku bulmuştur. Nitekim, Hz. Harun (a.s.) bir haberci olarak bir "Meshti. Aynı şekilde, Hz. Musa haberci ve nebi olarak, Talût padişah olarak, Hz. Davud padişah ve peygamber olarak,
Sadak, hükümdar ve kâhin olarak ve Hz. Elyesa bir nebi olarak birer mesih idiler. Daha sonra takdis etmek için illâ yağ sürme ananesi de kaldırıldı. Aksine, birinin sadece Allah tarafından bir mevkiye veya göreve tayin edilmesi, "mesih"
veya takdis edilme anlamına eşit hale geldi. Meselâ, Hükümdarlar, Bölüm: 19'da Allah'ın, Hz. İlyas (İlliyah)'a, Haz'ayil'i mesh edip Arâm (Şam) hükümdarı, Nemsi'nin oğlunu meshedip İsrail hükümdarı ve Elyesa'yı meshedip kendisinin yerine nebi yapma emri verildiği kaydedilmiştir.

Bunlardan hiçbirinin bar sına yağ sürülmedi. Yalnızca, Allah tarafından bir vazifeye getirildiklerini ilân etmek, onları mesh (takdis) etmek anlamına gelirdi. Demek oluyor ki, İsrail oğullarının anlayış ve geleneklerine göre, "mesih" kelimesi sadece "Allah tarafından görevlendirilmiş" anlamına gelirdi. Ve Hz. Îsa (a.s.) da Hz. Muhammed (a.s.) için "Mesih" kelimesini bu anlamda kullanmıştı7[5].


7[5] Mesih kelimesinin İsrail oğullarının anladığı anlamının ayrıntılı açıklamaları için
Bk: Encyclopadea of Biblical Literature, "Messiah" maddesi

Gelecek Konu : Cihan Önderi: Hz. Peygamber Bütün Dünyanın Ortak Mirasıdır

Hiç yorum yok: