23 Ekim 2015 Cuma

Zikir - M. Es'ad Coşan

Eyüp’te kabri olan bir mübarek mürşid-i kâmil var, Osmanlılar zamanında yaşamış, Abdulehad-i Nûrî hazretleri. Padişahın huzurunda öteki alimlerle konuşuyorlar da; “Eşyadaki bu zikir nasıldır? Her şey zikrediyor; yastık zikrediyor, duvar zikrediyor, ağaç zikrediyor... Bu nasıldır? Lisân-ı hâl ile bir zikir midir, yani hâliyle zikrediyor gibi midir; yoksa bir dille söylenmiş gibi mi zikrediyor?” diye sorulmuş.
Diyor ki;

“Evet, dille söylenmiş gibi zikreder.”

Anlayan anlar, duyan duyar, duyamayan duyamıyor.

Nitekim Peygamber Efendimiz peygamber olmadan önce, yolda yürürken kendisine ağaçlardan, taşlardan es-selâmu aleyke yâ Resûlallah diye ses gelirdi, o duyardı. Mesela eline çakıl taşı aldığında çakılın tesbihini duyuyordu. Allah duyurursa duyar.

Hani hadîs-i şerîfte “Evliyâullahın, mü’minin güzel bir kokusu olur; âfaktan duyulur, kokusu koklanabilir.” denildiği gibi, eşyanın zikrini de duyan duyabiliyor. Mü’minin kokusunu da koklayan koklayabiliyor, duyan duyuyor.

“Evet padişahım, dille söylenir gibi bayağı zikreder, tesbih eder. Duyan duyar.” demiş Abdulehad-i Nûrî hazretleri.

Hayatını okurken dikkatimi çekmişti. Çok büyük bir zât. Ayasofya’ya bir gecede 17 defa çağırılmış, Resûlullah Efendimiz tarafından mâna âleminde kendisine 17 tarikatten hilafet verilmiş. Mâşaallah...

Ben fakir kardeşinize evvelki senelerde Mekke-i Mükerreme’de, rüyamda bir zât Mevlevîlik dersini verdi. Ben diyorum ki;

“Ben Nakşîyim, Nakşî tarikatindenim.”

“Olsun.” diyor.

Bana Mekke’de Mevlevîlik dersi verdi. “Herhalde Mevlevî de olduk.” dedim.

Mesnevî’den okumamız lazım, biraz Mevlânâ’dan vaaz vermemiz lazım...

Sonra bir sene rüyada “Ahmed Ziyâeddîn-İ Gümüşhânevî hazretlerinin makamı verildi.” dediler.

Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretleri, CelvetiyYe tarikatinden; Süleymaniye gibi bir camide onun makamına bizi seçtiler. Tekkesi Ankara’daymış, bizi onun yerine seçtiler.

Rüyada bazen böyle şeyler oluyor. Bunlar bir işaret oluyor.

Ayasofya camiine 17 defa aynı gecede çağırılıyor, Peygamber Efendimiz tarafından kendisine tarikat hilafeti veriliyor. Yani büyük bir zât, evliyâullahın büyüklerinden bir mübarek kimse. Ben şahsen kendisini çok seviyorum. O “duyulur” demiş.

Kendi vücudunun bütün zerresi zikreder hâle geliyor, etrafın zikrini tesbihini duyacak hâle geliyor; o zaman bir başka türlü insan oluyor.

Mehmed Zahid Hocamız’la ilgili bir hatırayı anlatayım.

Ankara’da bir kardeşimizin evine davet olunduk. O kardeşimizin Çankaya’da çok manzaralı bir dairesi var. manzaraya hâkim, bütün Ankara ayağının altında, çok güzel, tam Çankaya’dan aşağıyı seyrediyor. Orada toplandık. Çok muazzam bir kalabalık birikti; dost, ahbap çok, Hocamız’ı seven çok, toplandılar.

Ankara’nın vaizlerinden Osman Şevket Yardımedici Hoca, o da geldi. Bir soru sordu.

Kendisi Bağdat’ta okumuş, Arapçası güzel, hafız, kıraatı güzel, doyurucu da kıraatı var. Bağdat’ta kendisine; “Sen burada imam olarak kal, Türkiye’ye gitme.” demişler. Bağdatlılar’ın beğendiği bir hoca. Kendisi Maraşlı’dır.

Kalabalıkta o bir soru sordu:

“Hocam, insan mesela Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevî’de namaz kılarsa başka yerde kılınan namazdan bin misli daha fazla oluyor. Kâbe’nin yanında Mescid-i Haram’da namaz kılarsa yüz bin misli sevap alıyor. Bunun gibi kârlı ibadetler var mıdır?” dedi.

Canlı bir insan canlı bir soru sordu... Pehlivan gibi bir insan Osman Şevket Hoca...

Hocamız sanki o soruyu sormasını bekliyormuş gibi, soru biter bitmez, biraz düşün, bekle, ondan sonra söyle tarzında değil de, “var mıdır?” derken hemen;

“Evet, vardır!” dedi.

“Nedir hocam o?” dedi.

Merak ediyor, kurnaz, çok sevap kazanacak...

“Evet, vardır. Bir insan tarikatte zikre devam edince kendisinde bir hâl hâsıl olur. ‘Zikr-i sultânî / sultânî zikir’ derler. O zaman her zerresi zikreder. Her zerresinin zikrettiğini kendisi hisseder. Her zerresiyle zikreder. O zaman bir kere Allah dedi mi, vücudunun bütün zerreleri hepsi birden Allahdediğinden çok büyük bir rakamla, tarif edilmeyecek kadar çok fazla miktarda Allah demiş olur. İşte bunun sevabı çok fazladır.” dedi.

Bayıldık... Soruya da bayıldık, cevap da çok hoşumuza gitti...

Allah zikrinden gafil etmesin, zikrine devam etmeyi nasip eylesin.


Amin...

Hiç yorum yok: