28 Kasım 2015 Cumartesi

Hz. Peygamberin Hayatı

Peygamberliğin Sona Erdiğini Kabul Etmeyenler İçin Ayetlerden Belgeler 1

"Ve (Ey Nebi), Hatırla bütün peygamberlerden aldığım sözü. Senden, Nuh'tan, İbrahim, Musa ve Îsa'dan ve hepsinden kesin söz aldım". (Ahzâb; 7)

Yukarıdaki âyette Allahu Teâlâ’nın, Hz. Peygamber'e, hem kendisinden hem bütün peygamberlerden aldığı bir sözü hatırlattığını görüyoruz. ' 


Bu söz nedir? 

Bundan hangi yemin kastediliyor? 

Kur'an-ı Kerim'deki ilgili surenin daha önceki âyetlerinde bahsedilen konulara dikkat edildiğinde, bu söz ve yeminin; peygamberlerin, Allah'ın bütün emirlerine itaat etmek ve başkalarını da buna ikna etmeye çalışmalarına dair verdikleri söz olduğu anlaşılıyor. Kur'an-ı Kerim'de bu söz ve yemin çeşitli yerlerde kaydedilmiştir:

"O: 'Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve Îsa’ya da vasiyet
ettiğimizi sizin için de teşri' elli (bir şeriat kıldı)". (Şura; 13)


"Hani kendilerine kitap verilenlerden; 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizleyemeyeceksiniz, diye kesin söz almıştı. Fakat onlar, bunu arkalarına atlılar ve ona kargılık az bir değeri satın aldılar. 0 aldıkları şey ne kötüdür." (Al-i İmran; 187)


"Ve hatırlayın, İsrail Oğullarından, Allah'tan başka kimseye kulluk etmeyeceklerine dair söz almıştık". (Bakara;83)


"Onlardan Allah'a karşı hakktan başkasını söylemeyeceklerine dair, o kitabın (hükmü veçhile) söz alınmamış mıydı. Sımsıkı tutunuz, size verdiğim şeyi ve
hatırlayın bunda olan telkini. Umulur ki korkup sakınırsınız". (Araf; 169-171)


"Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: 'işittik ve itaat ettik' dediğinizde sizi, kendisiyle bağımlı kıldığı sözünü(zü) anın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, içlerin özünde olanı bilendir". (Maide; 7)



Yukarıdaki söz ve akitler, Hz. Muhammed (a.s.)'in din yolunda özel hayatıyla ilgili önemli bir adım atmak üzere olduğu sırada hatırlatılmıştı. Hz. Peygamber, İslâm düşmanlarının şerrinden endişelendiği için evlilikle ilgili cahiliyyenin bir geleneğini bozmaktan çekiniyordu. Bir hatunla evleneceği söz konusuyken, niyeti her ne kadar iyi ve amacı her ne kadar cemiyetin ıslâhı idiyse de, muhalif ve bozguncuların bu işi nefsi için yaptığını ve bunun için toplum reformcusu kılığına bürünmeye çalıştığını öne sürebileceklerini düşünerek devamlı endişeleniyordu. Bunun üzerine Allahu Teâlâ kitabında diyor ki: "Sen, Benim tayin ettiğim peygambersin, diğer peygamberler gibi sen de Benimle bir anlaşma yapmıştın. Bu anlaşmaya göre, emirlerime harfiyyen uyacağını ve başkalarının da uymalarını sağlamaya çalışacağını taahhüt etmiştin. Bunun için, başkalarının kötü niyetli ve kasıtlı sözlerine aldırış etme, hiç korkma, utanma ve kendinden beklenen vazifeyi yerine getir." Bütün mesele bundan ibaret iken, bir grup insan var ki, buna bambaşka bir anlam vermeye çalışıyor. Bu grup, bu söz ve yeminden, Hz. Muhammed (a.s.)'den önceki peygamberler ve ümmetlerden alınan söz ve yeminin kastedildiğini iddia ediyor. Yani diğer peygamberler gibi Hz. Muhammed (a.s.)'den de hâşâ kendisinden sonra gelecek bir peygamberi tanıması ve teyid etmesi istendiğini öne sürüyor. Bu tevile dayanarak bir
grup, Hazreti Peygamber'den sonra da Peygamberlik kapısının açık olduğunu iddia edebilmektedir. Fakat yukarıdaki ayetlerin geçtiği metin bir bütün olarak ele alındığında bu tevilin yanlış olduğu ortaya çıkar. Zira ayetlerde bahsedilen
mevzu, Hz. Muhammed (a.s.)'den başka peygamberlere iman etmeleri gerektiği yönünde değildir. Ayrıca, ayetlerde zikredilen anlaşma veya yeminin ne olduğu kesin ifadelerle belirtilmemiştir. Dolayısıyla anlaşmanın asıl mahiyetini anlamak için, Kur'an-ı Kerim'in diğer yerlerindeki peygamberler ile varılan anlaşmalar hakkındaki kayıtları incelemeliyiz. Eğer Kur’an-ı Kerim'in tümünde sadece bir çeşit taahhüt ve yeminden bahsedilmişse ve bu taahhüt de sonra gelecek peygamberlere iman etmekle ilgiliyse yukarıdaki grubun mantığına diyeceğimiz yoktur. Ama Kur'an-ı Kerim'i dikkatle ve itina ile okumuş olan bir kişi biliyor ki bu mukaddes kitapta bir değil birçok anlaşma ve sözleşmeden söz edilmiş olup bunların niteliği ve şekli başka başkadır.


Hatta peygamberler ile ümmetlerinin yaptıkları anlaşmaların da birden fazla çeşidi vardır. O halde bu çeşitli anlaşmalardan burada metne en uygun olan anlaşmayı mı ele almalıyız yoksa metne uygun olmayanı mı? Bu düpedüz yanlış ve yanıltıcı tevil gösteriyor ki, bazı İnsanlar Kur'an-ı Kerim'den hidayet almak yerine bunu menfur ve menhus gayeleri için kullanmaya çalışıyorlar. 




Gelecek Konu: Peygamberliğin Sona Erdiğini Kabul Etmeyenler İçin Ayetlerden Belgeler 2

Hiç yorum yok: