10 Aralık 2015 Perşembe

Hz. Peygamberin Hayatı

Son Peygamber'den Sonra Nübüvvet İddiası 2

Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini bu şekilde tevil ve tahrif etme hünerini her halde, siz de Mirza Bey ve O'nun cemaatinden öğrenmişsinizdir. Sadece bu husus, Ahmedîlerin Allah'tan hangi ölçüde korktuklarını göstermeye yeter sanırız.


Doğrusu, Hazreti Peygamber Efendimiz'den sonra peygamberlik iddiasında bulunmaya cesaret edeni süzgeçten geçirirken kimse herhalde sizin beyan ettiğiniz usûl ve ölçüleri kullanmayacaktır. Bu tür iddialar evvelâ, Kur'ân ve hadis'in açık seçik buyrukları ışığında reddedilecektir. Zira hepsinde, Hz. Peygamber (a.s.)'den sonra herhangi bir nebinin gelmeyeceği kesin bir ifade ile anlatılmıştır. Mirza Bey ve taraftarlarının, peygamberlik kapısının açık olduğuna dair ileri sürdükleri delilleri çok iyi bilirim. Fakat size hemen şunu söyleyeyim ki, onlardan ancak okuması yazması olmayan saf Müslümanlar etkilenebilirler. Okumuş veya bilinçli kişiler ise bu delillere sadece gülerler.

"Tercüman'ul-Kur'an"da Almanya'dan bir okur mektubu yayınlanmışsa, bu mektupta yer alan her şey ile mutabık olduğumuz anlamına gelmez. Bu mektubu yayınlamamızın amacı, yurdumuzdaki Müslümanları, Almanya'daki İslâm dinini kabul etmiş kardeşlerimize yardım etmeye teşvik etmekti. İslâm camiasına yeni yeni giren kişiler İslâm dünyasında ne gibi fitneler doğmakta olduğunu nereden bilebilirler? Bu saf ve samimi kişiler aslında İslâm denen her
şeye sarsabilir, susuzluklarını her kuyudan aldıkları suyla giderebilirler. Onlara İslâm'ı doğru şekliyle tanıtan kitap ve broşür vermek bizim görevimizdir. Yoksa onların kötü ve yanlış yola sapmaları işten bile değildir.


Soru: Cevabınızı aldım, maalesef tatmin olmadım. Ben sizin, "Allah Teâlâ bizzat, her yalancıyı cezalandıracaktır" yolunda söylediğiniz sözlerin ışığında size sormuştum ki, bütün Müslümanlar tarafından yalancı addedilen Mirza Gulam Ahmed Kadıyani'yi Allah neden yakalamıyor ve neden bu kadar uzun müddet Müslümanların doğru yoldan sapmalarına müsaade ediyor? Ben, Mirza Bey’in kaleme aldığı 25 kitabı eleştirisel açıdan incelemiş bulunuyorum. Ayrıca bu
kitapların reddi hakkında diğer Müslüman ulemanın kaleme aldığı eserleri de okumuş bulunuyorum. Fakat itiraf edeyim ki, bu mevzuda sizin herhangi bir kitabınıza rastlamadım.

Şimdiye kadar Mirza Gulam Ahmed aleyhinde yazılan kitaplara gelince, bunların çoğu sathi olup bunlarda Mirza Bey’in söyledikleri ve yazdıkları çarpıtılmaya çalışılmıştır. Hakikatte, bu konuya temas eden âlimlerin çoğu konuya vakıf
değildir, bilgileri de kıttır. Mirza Bey’in eserlerinden anladığım kadarıyla, kendisi, Hz. Peygamber'in büyük bir aşığıdır ve ona büyük bir saygısı vardır. İşte bu temele dayanarak Mirza Bey’in davasına yaklaştım ve uzun süreli inceleme ve
araştırmalardan sonra şu sonuçlara vardım: 

1) Mirza Gulam Ahmed'in iddiaları, Kur'an-ı Kerim veya hadis-i şeriflere aykırı
değildir. 


2) Mirza Gulam Ahmed'in peygamberliği, Hz. Muhammed'in şan ve şerifini azaltmaya yönelik değildir. Aslında, Mirza Bey, bütün feyzini Hz. Peygamber (a.s.)'den aldığını her zaman dile getirmeye çalışmıştır. Nitekim, bir şiirinde şöyle der:

İn çeşme-yi revân çün be-halk-i Hudâ dehem Yek katre-yi zi-bahr-i kemal-i Muhammed est. (Allah'ın kullarına verdiğim bu akan çeşme, Muhammed (a.s.)'in meziyet denizinin sadece bir damlasıdır)

Şimdi siz bana Mirza Bey'in iddialarını tekrar incelememi tavsiye ediyorsunuz. Siz Mirza Bey'in davasının aleyhinde Kur'ân-ı Kerim'den tek bir örnek gösterebilir misiniz?

Cevap: Doğrusunu söylemek gerekirse, siz tatmin olmak isteseydiniz pekâlâ tatmin olabilirdiniz. Dikkatinizi tekrar "Tercüman'ul Kur'an "da yazdıklarıma çekmek isliyorum. Benim orada yazdıklarım bana asılsız iftirada bulunanlarla
ilgiliydi. Ben orada Allah'ın takdirine inandığımı ve kendilerini mutlaka cezalandıracağını tahmin ettiğimi belirtmiştim. Ne var ki, siz bu sözlerimi bir nübüvvet iddiasına uydurmak istiyorsunuz. Peygamberlik iddiasının doğru olup olmamasının tek ölçüsünün de, iddia eden kişinin Allah tarafından cezalandırılması olduğunu kabul ediyorsunuz. Siz gerçekten
böyle saçma sapan bir şeye inanıyor musunuz? Sizce, dünyamızda cezalandırılan yalancı ve sahte cezalandırılmayan doğru ve gerçek bir nebi midir?

Mirza Gulam Ahmed'in peygamberlik iddiasında bulunduğundan bu yana 60 yıl geçtiği ve peygamberliğinin doğru olup olmamasını ölçmek için daha fazla beklemeye gerek olmadığı gibi gâyet mantıksız bir soruyu da tekrar
gündeme getiriyorsunuz. Şimdi siz kendiniz söyleyin sahte bir peygambere ne ceza verilmelidir? Sizce, gaipten bir el çıkıp yalancı peygamberin boynunun damarını mı kesmelidir? Size arz edeyim ki, bu ceza sahte peygamberlerden Müseyleme'ye de verilmemişti. Halbuki, bu adam, bizzat Hz. Peygamber (a.s.)
zamanında peygamberliğe talip olmuştu. Buna karşılık, Allah'ın gerçek peygamberleri olmalarına rağmen, Kur'ân-ı Kerim'de belirtildiği gibi, ümmetleri tarafından katledilen peygamberler için ne diyeceksiniz? Sizin mantığınıza bakılırsa bunlar sahte peygamberlerdi. Kur'ân-ı Kerim'de şu âyetlerini
herhalde görmüşsünüzdür. "Size benden evvel apaçık delillerle ve söylediğiniz şeyle peygamberler geldi. Eğer sözünüzde doğru idiyseniz onları niçin öldürdünüz (Al-i İmran; 183) ve "Ahitlerini bozmaları ile, Allah'ın âyetlerini inkârları ile, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ile, 'kalplerimiz kapalıdır' demeleri, ile azaba müstahak oldular". (Nisa; 155)

Bu âyetlerin ışığında düşünce tarzınızda değişiklik yapmalısınız. Peygamberlik iddiası bu gibi hafif ve basit ölçülerle ölçülmez. Asıl yapılması gereken şey, peygamberlik iddiasında bulunan kişinin ve sözlerinin Allah'ın kelâmı
ışığında incelenmesidir. O kişinin bütün geçmişi ve karakteri araştırılmalıdır. Eğer bu ölçüler o kişinin peygamberliğine gölge düşürü-yorsa demek ki kendisi de, davası da yalandır. Yukarıda bahsettiğim üç ölçüden son ikisi, zâten ilk
ölçüye uymayan bir peygamberlik iddiasını geçersi/, kılar ve bu ölçülerin bahis mevzuu edilmesine bile gerek duyulmaz. Zaten Kur'ân-ı Kerim ve sahih hadislerden, Hz. Muhammed (a.s.)'den sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceği sabit olduktan sonra, nübüvvet iddiasında bulunanın ne gibi bir dava ile ortaya çıktığı ve kendisinin ne gibi bir insan olduğuna bakmaya bile herhangi bir ihtiyaç yoktur. Kaldı ki, Mirza Gulam Ahmed peygamberlik payesi açısından kanaatimce
hiçbir önem taşımıyor ve faraza, peygamberlik kapısı açık olsaydı bile akl-ı selime sahip olan bir kişi onun peygamber olabileceğini düşünemezdi. Fakat Kur'ân ile hadis'in açık hükümleri ortada dururken bu tür münakaşaya girmeyi
gereksiz buluyorum ve dolayısıyla, Allah ve Resûlü’ne
saygısızlık yapıldığı kanaatindeyim.

Kur'ân-ı Kerîm ile hadis-i şeriflerde peygamberlik kapısının kapanmasıyla ilgili delillere gelince bunu biraz ilerde ayrıntılı bir şekilde ele alacağım. Ayrıca, Ahzab suresiyle ilgili hazırladığım tefsirde bu konuyu tafsilatlı bir şekilde anlatmış
bulunuyorum.

Gelecek Konu: Peygamberliğin Sona Ermesi Aleyhinde Kadıyanî'lerin İleri Sürdüğü Bir Başka İddia

Hiç yorum yok: