16 Aralık 2015 Çarşamba

Hz. Peygamberin Hayatı

Peygamberliğin Sona Ermesi Aleyhinde Kadıyanî'lerin İleri Sürdüğü Bir Başka İddia

Soru: Tefhim'ul Kur'an adlı eserinizde s. 268'de Âl-i İmran sûresinin "ve ehaz Allahu misaka n'nebiyyin..." ayetini açıklarken şöyle diyorsunuz: "Burada şu hususu bilmekte fayda vardır ki, Hz. Muhammed (a.s.)'den önceki her
peygamberden bu söz alınırdı ve buna dayanarak her peygamber kendi ümmetine müstakbel nebi hakkında bilgi verir ve ona itaat etmesini islerdi. Ama ne Kur'ân-ı Kerîm'de ne hadis'te Hazreti Peygamber (a.s.)'den benzeri bir söz alındığına dair bir kayıt bulunmuyor. Buna ilâveten, Hz. Muhammed (a.s.)'in kendi ümmetine gelecek bir peygamber hakkında bilgi verdiğine veya ümmetinin ona itaat etmesini istediğine dair de herhangi bir kayda rastlanmıyor." Bu ibareyi okuduktan sonra söylediklerinizin doğru olduğunu düşündüm. Fakat Ahzab suresinde bir anlaşma ve sözden bahsedilmekledir.



Şöyle ki, "ve iz ehazna minennebiyyine misâkahüm ve minke ve min-Nûhin..." Burada "minke" kelimesiyle Hazreti Peygamber'e hitap edildiği kesindir. Ve burada Al-i İmran suresinde bahsedilen söz ve taahhütten söz edilmiştir. Bu
itibarla, gerek Al-i İmran gerekse Ahzab surelerinde söz veya taahhüt kelimesinin kullanıldığını görmekteyiz. Bu söz ve vaad tıpkı diğer peygamberlerden alınan söz ve vaad gibidir. Yani aynı sözün Hz. Peygamber (a.s.)'dan da alındığını söylememiz daha doğru olacaktır. Bu sual aslında Ahmedîlerin bir kitabını okuduktan sonra aklıma gelmiştir.

Cevap: "Ve iz ehazna min en-nebiyyine misâkahüm ve minke ve min Nûhin..." âyetinden Ahmediler samimiyetle yukarıda belirtilen şekilde anlam çıkarmaya çalışıyorlarsa gerçeklen saf ve hiçbir şeyden haberleri olmadıklarını söyleyebilirim. Fakat bu sakat fikri bile bile ve Müslümanları
kasten kötü yola sevk etmek maksadıyla ileri sürüyorlarsa, karanlık emellerinin bir delilidir. Bu adamlar bir yandan Al-i İmran suresinin "ve iz ehazallahü misâkan-nebiyyin..." ayetini alıyorlar ki, bu ayette peygamberler ile ümmetleri arasında müstakbel peygamber için geçen konuşma ve ahitten bahsediliyor ve diğer yandan yukarıda zikredilen Ahzab suresinin ayetini ele alıyorlar ki, bundan başka peygamberlerin yanı sıra Hz. Peygamber (a.s.)'dan da bir sözün alınmasından söz ediliyor. Sonra, ikisini birleştirip kendileri tarafından üçüncü bir anlam çıkarmaya çalışıyorlar.

Yani, Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)'dan da gelecek bir peygamber ile ilgili söz alındığını ve bu peygamberi teyit etmesi istendiğini iddia ediyorlar. Oysa, müstakbel nebi hakkında söz ve taahhütten bahsedilen ayette, Allahu Teâlâ,
aynı sözü Hz. Muhammed (a.s.)'dan da aldığını söylemiyor.

Diğer taraftan, Hz. Muhammed (a.s.)'dan da bir söz alındığı bildirilen ayette, bu sözün gelecekteki bir peygamberle ilgili olup olmadığı anlaşılmıyor. Şimdi aklımıza gelen sual şudur: Bu iki ayrı metin ve konudan, Kur'ân-ı Kerim'de hiç kaydı bulunmayan bir üçüncü konu ve anlam hangi mantığa ve esasa dayanılarak çıkarılmıştır. Olsa olsa bunun için üç dayanak olabilirdi. Şöyle ki, bu âyetin indirilmesinden sonra, Hz. Peygamber (a.s.) bütün sahabeyi kirâm'ı toplayarak diyecekti ki: "Ey iman sahipleri, Allahu Teâlâ benden sonra bir
peygamber daha gönderecektir ve bu peygamberi teyit etmem ve desteklemem için Allah benden söz almıştır. Böyle bir peygambere iman etmem gerekliği için siz de benim ümmetim olarak ona itaat edecek, onun emrine tabi olacaksınız." Fakat hadis-i şeriflerin tümüne baktığımızda böyle bir açıklamaya hiç rastlamıyoruz. Aksine pek çok hadisler vardır ki, Hz.Muhammed (a.s.)'in peygamberlik silsilesini noktaladığı ve kendisinden sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceğini açıkça belirtmektedir. Şimdi, Hz. Muhammed (a.s.)'dan bu kadar
önemli bir söz alındığına ve kendisinin bunu bu şekilde unuttuğuna ve hatta ümmetinin gelecek bir peygambere iman etmesini engelleyecek bir takım sözler söylediğine inanabilir misiniz? Bu hususta ikinci dayanak veya delil, Kur'ân-ı
Kerim'de peygamberler ve ümmetlerinden sadece tek tip sözün alınması olabilirdi. Yani alınan söz sırf gelecek nebilere iman edilmesi ile ilgili olacaktı ve başka bir şey ile ilgili olmayacaktı.

Böyle bir durumda belki de Ahzab suresinde de aynı sözden bahsedildiği iddia edilebilirdi. Ama ne var ki, bu delil de geçerli değildir.Zira Kur'an-ı Kerim'de sadece bir değil birçok anlaşma ve sözden bahsedilmiştir. Meselâ, Bakara Suresi'nin 10. rükûsunda İsrail Oğullarından Allah'a itaat ana babalarına iyi muamele ve aralarında kavga ve çatışmalardan kaçınmaları konusunda söz alınmıştır. Al-i İmran suresi, rüku: 19'da bütün ehli kitaptan, kendilerine indirilen kitabın talimatını saklamayıp başkalarına yaymaları hakkında söz alındığı beyan edilmiştir. A'raf sûresi, 21. rükûda İsrail Oğullarının, Allah adına hak'tan başka söz etmemeleri, Allah'ın verdiği kitaba sarılmaları ve talimatına uymalarını
taahhüt ettiklerinden bahsedilmiştir. Maide sûresi, rükû: l'de Hz. Muhammed (a.s.)'in taraftarlarına, Allah'a verdikleri söz hatırlatılmıştır. Bu söz de şu idi: "Siz Allah'ı dinleme ve ona itaat etme taahhüdünde bulunmuştunuz." 



Gelecek Konu: Peygamberliğin Sona Ermesi Aleyhinde Kadıyanî'lerin İleri Sürdüğü Bir Başka İddia 2

Hiç yorum yok: