17 Aralık 2015 Perşembe

Hz. Peygamberin Hayatı

Peygamberliğin Sona Ermesi Aleyhinde Kadıyanî'lerin İleri Sürdüğü Bir Başka İddia 2

Şimdi soru şudur:

Eğer Ahzâb suresinde geçen söz ve anlaşma kelimesine herhangi bir açıklık getirilmemişse, bu açıklık niçin sadece tek tip bir söz veya anlaşma ile getirilmeye çalışılıyor? Madem ki bu cümle veya âyette bir boşluk vardır, bu boşluk neden illâ Âl-i İmran sûresinin 9. rükûsuyla doldurulmaya çalışılıyor?


Neden başka söz ve anlaşmalar değil de illâ bu sözden bahsediliyor? Neden? Şimdi biri kalkıp da bana dese ki, böyle yapmanın sebebi, her iki yerde nebilerden ahit ve söz alınmasıdır, o zaman ben derim ki, ümmetlerden alınan diğer söz ve taahhütler kendilerinden doğrudan alınmamıştır ve bu iş daima peygamberler vasıtasıyla yapılmıştır, Her peygamberden alınan sözün de genellikle Kitabullah'a iyice sarılmaları ve talimatına uymalarıyla ilgili olduğu apaçık ortadadır. Bir üçüncü delil de Ahzab suresinin metninin gelecek bir peygamber ile ilgili olması olabilirdi. Yani sûrede üzerinde durulan ana konu, gelecek bir peygambere iman etmek ve itaat etmek olabilirdi. Ne var ki durum burada tamamıyla değişiktir. Hatta tam tersine sûrenin metni başka konularla ilgilidir. Ahzab sûresi şu sözlerle başlıyor: "Ey Peygamber, Allah'tan kork. Kâfir ve münafıklara itaat etme. Muhakkak ki, Allah Alim'dir. Hakim'dir. Rabbinden
sana vahyolunana uy. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır". (Ahzab; 1,2)


Daha sonra verilen emir, Cahiliyyenin bir simgesi olarak evlâtlık konusunda süregelen bütün batıl itikat ve evhamlardan arınmaları ile ilgilidir. Sonra, kan bağlarının dışında en büyük ve saygı duyulan bağın, peygamber ile mü'minler arasındaki ilişki olduğu vurgulanıyor. Bu öyle bir bağdır ki bunun yüzünden peygamberlerin karıları, onlara anneleri gibi haramdır. Allah'ın kitabı açısından bu bağın dışında bütün diğer ilişkiler medeni sayılır ve özellikle verasetle ilgili konularda saygıya değer addedilirler. Bu emir ve hükümlerin verilmesinden sonra, Allah Teâlâ, Hz. Peygamber (a.s.)'e diğer bütün peygamberlerden aldığı vaad ve taahhüdü hatırlatıyor. Aynı taahhüdün kendisinden de alındığını belirtiyor (!) Şimdi sağduyulu bir kişi, bu metinden, gelecek bir nebiye itaat edilmeleri gerektiği anlamını çıkarabilir mi? Bu metinden ne münasebetle, gelecekte başka bir nebiye iman edilmesi ahkâmı çıkarılıyor? Bu hususla en
makul yol geçmişte ve diğer âyetler ile sûrelerde belirtilen söz ve taahhüde bakmaktır. Ve bu vaad ve taahhüd gayet tabii ki, bütün peygamberler gibi Hz. Muhammed (a.s.)'den de, Kitabullah'a sarılması, taraftarlarının Allah'ın emir ve
buyruklarına uymaları ve bu talimatı başkalarına yaymaları hakkındadır. 


Nitekim, bundan sonra görüyoruz ki, Allah, Hz.Muhammed (a.s.)'e evlâtlığı Hz. Zeyd bin Harise'nin boşadığı karısıyla evlenip cahiliyyenin batıl inançlarına son vermesini emrediyor. Çünkü eski inançlara göre evlâtlıklar, öz evlât sayılırdı. Hz. Peygamber'in bu husustaki girişimi kâfir ve münafıkların hücumuna uğramasına sebep oldu. Bu tenkit ve hücumları Allah Teâlâ şu deliller ile şiddetle reddetti:

1) Bir kere, Muhammed (a.s.) hiçbir erkeğin babası değildir, bu sebeple, onun boşadığı karısının kendisine haram olması diye bir kural yoktur.
2) İkincisi, adı geçen kadının Hz. Peygamber için helâl olmasına rağmen kendisiyle evlenmemesi gerektiği görüşü de pek geçerli değildir; çünkü, kendisi Allah'ın Rasûlü olduğu için, Allah'ın ortadan kaldırmak istediği batıl itikat ve
ananeleri öncelikle O kaldırmalıdır.


3) Bunu yapması, sadece Allah'ın Rasûlü olmak itibariyle değil aynı zamanda peygamberlerin sonuncusu olması bakımından gerekiyordu. Cahiliyyenin yanlış inanç ve geleneklerine kendisi son vermezse, kendisinden sonra herhangi bir nebi gelmeyeceği için kimsenin gücü buna yetmeyecekti.


Şimdi elimizde bulunan bu metni daha evvelki metinlerle birleştirerek okumaya ve incelemeye çalıştığımızda, Hz.Peygamber (a.s.)'den sonra gelecek herhangi bir peygambere iman etmesi konusunda kendisinden ve ümmetinden herhangi bir söz ve taahhüt alınmadığını anlamış olacağız.

Buradaki metin ve işlenen konu gösteriyor ki kendisinden ve ümmetinden belki de her konuda söz alınmış olabilir, ama gelecek bir peygambere bağlılık konusunda asla! Şimdi dikkat edeceğiniz gibi, Ahmediler veya Kadıyanî’lerin ileri sürdükleri Kur'an'ın tefsiri için ancak üç şey dayanak olabilirdi, ama bu dayanaklar yoktur. Halta yukarıda belirtilen dayanak veya deliller Ahmedîlerin
iddialarını reddeder mahiyettedir. Bu sebeple, onlarda dördüncü bir delilin olup olmadığını öğrenmelisiniz. Eğer yoksa, ki muhakkak yoktur, o zaman teslim etmelisiniz ki, âyetlerden çıkardıkları anlam ya cehalete dayanıyor ya
dalâlete. Onlar Allah'tan korkmadan kullarını doğru yoldan saptırmaya çalışıyorlar. Mirza Gulam Ahmed gerçekten "peygamber" ise, "sahabeleri" ve yakın arkadaşlarının dönemi henüz geçmemiştir ve kendisi de sağdır. Fakat görüyoruz ki,

Kitabullah'tan yanlış anlamlar çıkarılmaya çalışılıyor ve bizzat kentli "ümmeti" arasında Kur'ân-ı Kerim'in âyetleri çelişkili biçimde yorumlanıyor ve açıklanıyor ve ne kendisinden ne de "ümmetin"den tek bir ses çıkmıyor. Bu nasıl bir peygamber ve bu nasıl bir "ümmet”tir?

Gelecek Konu: Nübüvvet'in Sona Ermesiyle İlgili Ayette Varolan Üç Delil

Hiç yorum yok: