1 Mayıs 2015 Cuma

Münker ve Nekir Sorgu Melekleri

Annen veya baban veyada davranışlarını en çok beğendiğin arkadaşın sevgilin eski sevgilin öğretmenin doktorun, Bu melekler size nasıl bir yaklaşımda bulunacaklar bilmiyorum. 


Zannetmek ve bilmek arasındaki uçurum nasılsa ahiret ve dünya arasındaki uçumda öyledir. Allah yar ve yardımcımız olsun. Hayır amel ve hayırlı ölümle sorgu meleklerinin karşındaki vermemiz gerek cevaplar ve sorulan soruları sizlerle paylaşmak istedim.

Önce hangisi sorar, günah sevaba göre pataklama evresi var mı, iyi kötü polis oynayacaklarmı inanın bilmiyorum, İnşallah Allah ilmimizi daha çok artırır.

Meleklerin ilk sorusuyla başlayalım;

−‘Rabbin kimdir?’

O kişi:

−‘Rabbim Allah’tır’ der. 


Melekler ona:

−‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Dinim İslam’dır’ der.

Melekler ona:

−‘Size gönderilen bu adam kimdir?’ diye sorarlar

O kişi:

−‘O, Allah’ın Rasulüdür’ der.

Melekler ona:

−‘Amelin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Allah’ın Kitabını okudum, ona iman ettim ve onu tasdik ettim’ der.


İşte bu, Allah Azze ve Celle’nin:

−“Allah, iman edenleri dünya hayatında da, ahiret hayatında da sabit bir sözle (tevhid sözüyle) sabit tutar…” İbrahim Suresi 27. ayetinde anlatılan budur.

O kişi:

−‘Rabbim Allah’tır, dinim İslam’dır, Rasulüm Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir’ der.

Mü’min kulun sorgusu esnasında verdiği bu cevaplar üzerine Allah gökten, onun cevaplarını tasdik eder ve kabrinin genişletilmesini, kendisine cennet yataklarından bir yatak hazırlanmasını, cennetten elbiseler giydirilmesini, cennetten kabrine güzel kokular ve ılık rüzgarlar esmesi için kabri ile cennet arasına bir kapı açılmasını emreder. Buna müteakiben kabri 70 zira yani 35 metre genişletilir ve aydınlatılır.

Daha sonra yüzü güzel, elbiseleri güzel ve kokusu hoş bir adam ona gelir ve der ki:

−‘Seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum. Allah’tan bir rıza ve içinde ebedi nimetlerin bulunduğu cennetlerin müjdesini sana getirdim. İşte bu sana vaad olunan günündür.’

Mü’min kişi ona şöyle der:

−‘Allah sana da hayırlı müjdeler versin, sen kimsin? Senin yüzün hayırlı şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

O kişi de ona:

−‘Ben senin dünyada işlemiş olduğun salih amelinim der. Allah’a yemin ederim ki ben seni şöyle bildim. Allah’a itaat hususunda çabuk davranan bir kimse idin. Allah’a masiyet hususunda ağırdan alırdın. Bundan dolayı Allah seni hayırla mükâfatlandırdı.’

Sonra ona, cennette açılan bir kapı ve cehenneme açılan bir kapı açılır ve denir ki:

−‘Eğer Allah’a isyan etmiş olsaydın, gideceğin yer bura olacaktı! Allah onun yerine sana bunu verdi.’

O kişi cennette olanları görünce şöyle der:

−‘Rabbim! Kıyametin kopmasını çabuklaştır ki ben aileme ve malıma kavuşayım!’

O kişiye:

−‘Sen burada kal!’ denilir. O kişi yeniden diriltilene kadar cennetteki makamını seyreder durur. Ruhu ise, yeniden bedene döneceği kıyamet gününe kadar cennet ağacına tutunmuş bir kuş olduğu halde temiz ruhların arasında bulunur.

Kâfir veya facir bir kişi dünya ile alakası kesilip, ahirete yöneldi mi, ona semadan kaba ve güçlü kuvvetli yüzleri siyah melekler semadan iner. Beraberlerinde cehennem ateşinden kaba elbiseler vardır! Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

−‘Ey mundar! Nefis, Allah’tan bir gazab ve öfkeye doğru çık!’ Ölüm meleğinin bu sözü üzerine, o kişinin ruhu cesedinde dağılır. Dalları budakları çok, demir çubuğun ıslak yünden çekilmesi gibi onun ruhunu çekip alır. Bu hal ile birlikte damarları ve sinirleri paramparça olur. Gök ile yer arasındaki herbir melek ve semadaki bütün melekler ona lanet ederler. Semanın kapıları kapanır. O kişinin ruhu Allah’a çıkmaması için dua etmeyen hiçbir melek kalmaz! Ölüm meleği o ruhu, bu bedeni ezmek maksadıyla ve Allah’ın nimetlerinden yararlanmamak amacıyla, bedenin üzerine giyilen kıldan dokunmuş elbiselere gir! der.

Melekler göz açıp kapatacak kadar bir zaman kadar dahi olsa, onun elini bırakmazlar! O kişiyi hemen o getirdikleri kaba elbiselere sararlar. O kişiden, yeryüzünde görülmüş en kötü kokan leşin kokusu gibi bir koku çıkar.


Melekler onu alıp yükselirler.

Meleklerden bir topluluğun yanından geçtiklerinde mutlaka melekler:

−‘Bu mundar ruh kimdir?’ derler.

Onu götüren melekler de:

−‘Bu, filan oğlu filandır’ diyerek dünya hayatında ona verilen en kötü ismiyle onu anarlar. Nihayet o, dünya semasına getirilir. Ona kapının açılması istenir ama ona kapı açılmaz!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Araf Suresi 40. ayeti okudu:

−“Ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenlere hiç şüphesiz gök kapıları açılmayacaktır! Onlar deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler!..”

Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şöyle der:

−“Onun kitabını Siccin’de, yerin en alt tabakasında yazınız! Kulumu tekrar yeryüzüne götürünüz! Çünkü ben onlara şunu vaat etmiştim. Ben onları oradan yarattım, onları oraya iade edeceğim ve ikinci bir defa daha onları oradan çıkartacağım!”

Bu sefer o kişinin ruhu semadan savrulup atılarak kovulur ve cesedine döndürülür nihayet gelip cesedine düşer!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hac Suresi 31. ayeti okudu:

“…Kim, Allah’a ortak koşarsa o sanki gökyüzünden düşüp, kuşların kaptığı yahut rüzgarın kendisini uzak bir yere attığı kimseye benzer.”

Nihayet o kişinin ruhu cesedine iade edilir. O arkadaşlarının kendisini bırakıp gittikleri vakit ayakkabılarının sesini işitir. Bu halde iken şiddetle bağırıp çağıran ve azarlayan iki melek gelir ve onu oturturlar.

Melekler o kişiye şöyle derler:

−‘Rabbin kimdir?’

O kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona:

−‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona:

−‘Bu size gönderilen adam hakkında ne dersin ve onun hakkında nasıl şahitlik edersin?’ diye sorarlar.

O kişi, kendisine sorunan kişinin kim olduğunu anlıyamaz ve:

−‘Hangi adamı soruyorsunuz?’ der.

Melekler de ona:

−‘Muhammed’ diye hatırlatırlar.

Bunun üzerine o kişi:

−‘Ah! Ah! Bilmiyorum, insanlar (Muhammed hakkında) bir şeyler söylüyorlardı, ben de onların söylediği gibi söylüyordum. der.

Bu cevap üzerine melekler de ona:

−‘Hay bilmez olasın! ve hiçbir şey söyleyemez olasın!’ derler.

Bu cevaba müteakiben Allah-u Teâlâ, o yalan söylemiştir! Ona cehennem ateşinden bir yatak serilmesini, sıcak ve kavurucu rüzgarın girmesi için cehennemden onun kabrine bir kapı açılmasını emreder. Cehennemin ateşinin sıcağı ve deri gözeneklerinden işleyen sıcak havasıda ona ulaşır. Onun cehennemdeki mekanı kendisine gösterilir ve:

−‘Bu senin mekânındır’ denilir.

O kişiye cennetten de bir yer gösterilir ve:

−‘Eğer Allah’a itaat etmiş olsaydın burası senin olacaktı, denilir.’ O kişi kazandığı ve kaybettiği yerleri görünce acısı ve ızdırabı katlanır. Sonra o adamın kabri, o kadar daraltılır ki, kaburgaları birbirine geçer! İşte bu, Allah’ın vaat ettiği sıkıntılı ve sıkıcı hayattır!

Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Buna müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ta-Ha Suresi 124. ayeti okudu:

Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

“Herkim Benim zikrimden/Kur'anım’dan yüz çevirirse, şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz!”

Sonra o adama yüzü ve elbiseleri çirkin, kötü kokan bir adam gelir ve ona şöyle der:

−‘Ben sana hoşuna gitmeyecek şeyleri bildiriyorum. İşte bu sana daha önce vaadolunan günündür,’ der ve onu Allah’ın azabı ile müjdeler.

Oda şöyle der:

−‘Sana da Allah hayır sözü işittirmesin! Sen kimsin? Yüzün kötü şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

O adam şu cevabı verir:

−‘Ben senin kötü amelinim. Allah’a yemin ederim ki; Ben seni Allah’a itaatte işi ağırdan alan, Allah’a isyana hızlıca koşan bir kişi olarak biliyorum. Allah sana kötülüğünün karşılığını versin.’

Sonra ona gözleri görmeyen, kulakları duymayan ve konuşmayan, elinde bir balyoz bulunan bir kişi görünür. Bu balyozu bir dağın üzerine indirecek olsa o dağ toprak olur. Ona bu balyozla öyle bir darbe indirir ki bu darbe ile o kişi kabrinde toprağa döner!

Daha sonra, Allah Azze ve Celle onu tekrar eski haline getirir ve ona musallat edilen kişi ona bir daha vurunca, o öyle bir feryad eder ki doğu ile batı arasındaki insanlarla cinlerden başka her şey o feryadı işitir. Sonra ona cehennem ateşine giden bir kapı açılır ve cehennemden ona yaygılar yayılır.

O adam:

−‘Rabbim! Kıyamet kopmasın!’ der.

Allah onu tekrar diriltinceye kadar o kişi kabrinde azap görmeye devam eder.”


Buhari 1/243, 3/1260, 1294, Müslim 905/11, 2870/70, Malik Muvatta 1/188, 189, İbni Hibban 3120, Ebu Davud 4753, Terğib ve Terhib 7/67, 77, Nesei 2059, İbni Mace 4269, 4271, Ahmed bin Hanbel 4/287, 288, No: 17803, 18733, 18815, Hâkim 1/37, 40, Tayalisi 753, Acurri eş-Şeria 367, 370

Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh), Ahkâmu’l-Cenâiz isimli kitabında şöyle demiştir:

“Hadiste geçen Meleku’l-Mevt: Kur’an ve Sahih Sünnette adı budur yani ölüm meleğidir. İnsanların, Onu Azrail diye isimlendirmesine gelince, israiliyattan olma ihtimali vardır.”

Önemli Uyarı: Ehli Sünnet’e göre kabir azabı ve nimeti hak ve gerçektir. Ayet ve Sahih Hadisler kabir azabının olduğunu bildirmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“…Firavun’un ailesini, kötü azap kuşattı. Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. (Dünya durdukça azap böyle devam eder.) Kıyamet saati geldiğinde de ‘Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!’ (denilir.)”

Mü’min 46

Kabir azabı ve nimetlerinin keyfiyetiyle ruhun ölüye dönüşünün keyfiyetine gelince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak rivayet edilen hadislerin dışına çıkmak doğru değildir. Tahavi akidesinin şârihi İbni Ebi’l-İz bu hususta şöyle demektedir:

“Kabrin azap ve nimeti, iki meleğin gelip ölüye bir şeyler sorması Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Dolayısıyla onlara îtikat etmek gerekmektedir. Nasıllığı ve niceliği hakkında konuşmak doğru değildir. Bilakis ruhun cesede dönüşü bizim keyfiyetini bilmediğimiz bir tarzdadır. Kabir azabı berzah azabıdır.

Ölüp kabir azabına müstahak olanlar şüphesiz onu tadacaktır. Onlar ister bir kabre defnedilsin, ister suda boğulup cesedi kaybolsun, ister kurda kuşa yem olsun aynıdır. Azap defnedilenlere ulaştığı gibi bunlara da ulaşır.”

Tahavî Şerhi 399, 400

Bunu rüyasında azap ve işkence gören veya saadet içerisinde mutluluktan uçan biriyle örneklendirelim. Rüyasında azap içerisinde inleyen kimse, azabı sadece cisminde mi görmektedir, yoksa ruhunda mı? Sadece cisminde dense, uyuyan kimse vücudunda yara ve bere gibi bir şey görmemektedir.

Sadece ruhunda azap görür dense, azap anında yatağında kıvranması terleyip çığlık atması cismiyle alakalı bir şeydir. Netice olarak kabir azabı diye bildiğimiz ahiretten önce, öldükten sonra vuku bulan azap ve nimet, berzah azabı ve nimetleridir. Keyfiyeti bizce malum değildir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Sahih Hadislerinde gelen kabir azabı ve nimetleriyle ilgili haberlere inanıp onlarla yetinmek ve keyfiyetini araştırmamak en doğru yoldur.

Hiç yorum yok: