27 Temmuz 2015 Pazartesi

Biz Mazlum Milletiz

Burada, New South Wales eyaletindeyiz. Avustralya’da Sydney’in olduğu mıntıka. Buranın meclisinde bir-iki Ermeni milletvekili varmış, dilekçe vermişler:

“Anadolu’da müslümanlar 1915 yılında Ermeniler’e soykırım yaptılar, buraya bir anıt dikilsin! 

Mecliste bunun için bir plaket konulsun…”

Karar vermişler...

Bunun hiç aslı esası yok! Yani aslı esası varsa bile gerçeği şöyle izah etmek lazım:

Bizim dedelerimiz 1071’de Malazgirt’te Romanes Diyojenes’le savaştıktan sonra Anadolu’yu fethettiler ama her zaman faziletli davrandılar. Zayıfın yanında yer aldılar; herkes sevdi, kucak açtı, “Buyurun, gelin!” dedi. Hatta İstanbul’un fethinden önce İstanbul’un içinde yaşayan papazlar; “İstanbul’da kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz…” dediler. Çünkü Latinler Haçlı seferi tertipleyip İstanbul’a gelip Kudüs’e doğru gittikleri zaman katliamlar yaptılar. Tuna vadilerinde yahudileri öldürdüler. Şehirlerde cayır cayır yaktılar. Antakya’da zulüm yaptılar, çolukları çocukları öldürdüler, Kudüs’te katliam yaptılar. O zaman Bizans Türkler tarafından henüz fethedilmemişti. Bizans’ı da soyup soğana çevirdiler. Bir müddet oraya da hâkim oldular, sömürdüler, sonra gittiler. Ahali diyor ki;

“Kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz.”

Zulmü onlar yaptı! Antakya katliamı çok meşhur! Hatta Haçlı komutanlarının çocukları öldürüp kızarttıklarını, pişirip yediklerini kendi yanlarındaki papazlar hatıra defterine yazmışlar. Bunlar biliniyor! Mâsum çocukların etini “İnsan eti, müslüman eti çok da tatlı oluyor…” diyerek yediklerini kendi papazları yazıyor.

Türkler yazsa “Acaba yanlış mı?” denilir…

Ben Almanya’da arkadaşlardan duydum. Bir Alman diyor ki; “Ben müslüman öldürmeyi çok severim, şu tüfeğimle kaç tane müslümanı öldürdüm…” İftihar ediyor.

Biz mazlum milletiz. Bizim dedelerimiz, biz eğer azınlıkların niyetine sahip olsaydık da bu kadar hunhar, gaddar olsaydık bunları öldürseydik, yedi asır sekiz asır bizim maiyetimizde yaşayan azınlıklardan kimse kalmazdı! Baskı yapsaydık da kalmazdı. Herkes kızını Türk’e verecek, Türk’le evlendirecek falan deseydik, din hürriyeti de sağlamasaydık ne Ermeni kalırdı, ne Rum, ne Sırp, ne Bulgar kalırdı! Biz bunların hepsine din hürriyeti, vicdan hürriyeti, çalışma hürriyeti verdik; çalıştılar.

Kayseri’nin eşrafı bilir, Ankara eşrafı bilir; en zengin mahallelerdeki en büyük konaklar Ermeniler’indi.

Vezirlik verdik; Marko Paşa’yı vekil yaptık, bakan yaptık, hariciyede görevlendirdik.

Yedi asır bizim aramızda yaşadılar. Demek ki biz kan dökücü değiliz, demek ki soykırımı yapmıyoruz.

Ama eğer onlar Yunanlı İzmir’e asker çıkarttığı zaman fırsat bu fırsattır diye Maraş’ta, Antep’te, Erzurum’da katliam yapmışsa -ki toplu mezarlar açılıyor, o Ermeni mezaliminin resimleri var, Ruslar’a önderlik edip de Ruslar’ın istilasında kılavuzluk yapmışlarsa- elbette o zaman kendileri işi başlatmış oluyorlar.

Mazlum olan biziz, zalim olan kendileri.

Ustalık yapıyorlar, gerçekleri çarpıtıyorlar. Usta hırsız ev sahibini bastırıyor.

Sevgili kardeşlerim!

Onun için bunları da söylememiz lazım. Hatta ben kardeşlerimden rica edeceğim, bu Ermeni mezalimine ait kitapların hiç olmazsa birer tanesini, kendisini veya fotokopisini bizim buraya acele göndersinler de buradaki ilgililere verelim. Her çeşit neşriyatı, kütüphanelerden araştırsınlar, gerçeklerin ortaya çıkmasına çalışalım.

Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte ne buyuruyor?

Resûlullah’ı görmeden ona iman etmek, o imanı da cihana yaymak için efendice bir ikna yoluyla İslâm’ı yayma çalışması yapmak çok güzel bir şeydir.

Ecdadımızdan Allah razı olsun.

Mesela Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın, Ali Yakup Cenkçiler Hocaefendimiz derdi ki; “Ben Arnavutum. Osmanlılar’dan Allah razı olsun, Osmanlılar Arnavutluk’a geldiler…”

Biliyorsunuz Fatih Sultan Mehmed zamanında oralara gidildi.

“Osmanlılar İslâm’ı tanıttılar, müslüman olduk. Osmanlılar gelmeseydi biz belki batıl inançta yaşayıp batıl bir yolun yolcusu olduğumuz için ebedî cehennemlik olarak ölüp gidecektik. Allah razı olsun.” diyordu. Arnavut olduğunu söylüyordu.

Mehmet Âkif söylüyor; babası İpekli. Arnavutluk’ta İpek diye şehir var oralı, annesi Buharalı. Anne tarafından Buharalı ama babası tarafını söylüyor: “Ben ki Arnavut’um…” diyor.

Biz tatlılıkla tebliğ etmişiz. Macarlar’dan, Ermenilerden, yahudilerden kendiliğinden müslüman olanlar var. Ben, yahudi olup da müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz’e güzel şiirler yazanları dinî edebiyat tarihimizden biliyorum. Allah razı olsun, güzellikle İslâm’ı yaydılar.

Yavuz Selim ahaliyi zorla müslüman yapmak isteyince şeyhülislâm karşı çıktı:

“Olmaz! Gerçek bellidir. Doğru yol eğri yol bellidir; zorlamayla olmaz. İsteyen isteğiyle müslüman olsun.” dedi.

Bunun âbidesini dikmek lazım!

Elçilerimiz, Ermeniler’in hücumuna uğrayıp öldürülmüşse, padişahımıza Osmanlı zamanında suikast yapılmışsa, şehirlerde komiteler müslümanları öldürmüşse bunlardan mazlum olan biziz.

Biz hiçbir şey yapmadığımız halde ne yapıyorlar?

Ermeni mezalimi anıtı dikiyorlar.

Kendilerinin zulümlerinin anıtını diksinler! Ruslarla bir olup kestikleri müslümanları düşünsünler, utansınlar, yerin dibine geçsinler.

Yunanlılar Batı Anadolu’da hamile kadınları öldürüp karnından bebeği süngünün ucuyla çıkartıp kaldırıp gösterdiler! Biz bunları bahis konusu yapmıyoruz.

Bizim bir anıt koymamız lazım ve süngünün ucunda bir bebek heykeli dikmemiz lazım ki onların ne kadar zalim olduğu anlaşılsın!

Biz İslâm’ı güzel algıladık; Allah’ın rızasını düşündük, kimseye zulmetmedik, elhamdülillah. Ecdadımıza dualar ediyoruz, ruhları şâd olsun. Çok temiz insanlardı.

Burada televizyonda sormuşlar. Gelibolu’ya gitmiş olan İngiliz savaşçı demiş ki; “Çok yanlış bir iş yaptık; dünyanın en asil milletine, en asil askerine karşı çarpıştık, haksızdık. Biz onlara kötülük yaptık, onlar bize iyilik yaptı!”

Sevgili kardeşlerim!

Gelibolu’da 250 bin veya 500 bin kişi kadar şehit edildiğimizi biliyor musunuz bilmem.

Onun için ne yapmamız lazım?

Mü’min olmamız lazım, biz bu imanın ücretini canlarımızla ödedik. Dedelerimizin bize bıraktığı şehadet bayrağını, İslâm’a hizmet sancağını yine elimizde tutmamız, çalışmamız lazım.

İnsanları güzel güzel hak yola çağırmamız lazım.


M. Es'ad Coşan

Hiç yorum yok: